23 Eyl 2016

Kariyer Portalları Bir Tarafa Sahibinden.com Diğer Tarafa

Hepimiz okullar okuyoruz, iyi üniversitelerden mezun oluyoruz, dünyada ve sektörde nasıl gelişmeler var bunları takip ediyoruz... Veee, işte beklenen an, iyi bir şirkette işe giriyoruz.

Nasıl işe girilir, mülakatta nasıl saçmalanır konulu bazı yazılar için buraya ve buraya bakabilirsiniz.
Bugün işe girince nasıl bir anda öğrendiğimiz o şeylerin kifayetsiz kaldığını anlatacağım.

Üniversite boyunca bir şekilde İnsan Kaynakları ile ilgilendim ve bu alanda stajlar yaptım. Ama her bir staj ancak bir demodur. İşin içine girip tam bir sorumluluk almadan neyin ne olduğunu genelde anlayamazsınız. Bununla da yetinmedim, alanla alakalı gelişmeleri takip ettim, makaleler okudum, okuma grupları ve think-talk'lara katıldım.

Sonuç olarak iyi bir firmada İnsan Kaynakları'nda çalışmaya başladım.

Bir işe alımcının derdi, hele ki mavi yaka işe alımı yapıyorsa genellikle aday bulma, hatta kalifiye aday bulma sıkıntısıdır. Aday orada bir yerdedir ve işsizdir, sizin de acil personel ihtiyacınız vardır. Fakat bir türlü buluşamazsınız.

Bunun için çözüm üreten kariyer portalları var. En bilinenleri Kariyer.net, Secretcv ve Yenibiris.com'dur sanırım. En azından benim 3 senedir kullandıklarım bunlar. Ama aradığım nitelikte adaya benden daha önce ulaşan bir depo müdürümüz var ve en sonunda ne yaptığını sordum. Taşeron firmayla mı çalışıyordu, tanıdıkları mı vardı, belediyeyle mi arası iyiydi, istihdam merkezinde tanıdığı mı vardı? Neydi?!

Aldığım cevap beni şoka soktu. Sahibinden.com'a personel ilanı vermiş ve aldığı geri dönüşler bizim kariyer sitelerinden sağladığımız verimden daha yüksek. Öğrenmenin yaşı yok dedim tabi ama o zamandan beri düşünüyorum, ya hu biz o kadar okuduk, yazdık çizdik, demek ki hayatta bir de reel gerçekler varmış.

Ben kendi adıma çıkarımlarımı yaptım hemen. Öncelikle adaya ulaşmak için onu bir yerde beklemeniz eskide kalmış, ona sizin ulaşmanız lazım çünkü artık sosyal medyanın da kullanımıyla bu mecralar çok fazla iş ilanının yayınlanıp insanların iş bulduğu ortamlar olabiliyor. O sebeple ilan verilecek yerin illa bir kariyer portalı olmasına gerek yok, aradığımız profildeki insanların ulaştıkları bir mecra olması daha önemli.

İkinci olarak yeni nesil İK uygulamaları olarak bahsedilen konular arasına "adaya nasıl ulaşırız" konusunun eklenmesi ve nelerin yapıldığının incelenmesi bence artık şart. Çünkü bir çok İK'cı aynı şeyleri yapıyor, aynı yerlerde geziyor, aynı havuzu tarıyor ve aynı adayları gözden geçiriyor. Belki de hep beraber en iyi adayları kaçırıyoruz. Headhunter'lar belki sadece istedikleri spesifikasyonda ve doğru insanı buluyorlar fakat kaçımız headhunter'ız ki?...

Son olarak denk gelir mi bilmem ama Sahibinden.com'u buradan tebrik ediyorum, sadece ev, araba, dükkan bulmuyorlar farkında olmadan personel bile buluyorlar. Diğer kariyer portalları da belki bir çıkarım yaparlar ya da belki makul açıklamaları vardır bu ilginç durumla alakalı.. Kim bilir?


16 Eyl 2016

Bayram Horror Story For İK


Bu blogda hemen hemen her hafta İnsan Kaynakları hakkında yazılar yazıyorum. İlk yola çıktığımda bu blogda sıradan İK’sal yazılar yazmayacağımı arada da olsa “içeriden” yazılarla haftayı sonlandıracağımı söylemiştim.

Malumunuz Kurban Bayramı’nı eda ettik. Eh, her normal vatan evladı gibi biz de memleketimize geldik ve akrabayı bayramda ziyaret ettik.

Size bu bayramda bir İK’cının akrabalar karşısındaki çaresizliğini ve dramını anlatacağım :(
Yazının başlığını ve görselini de şimdilerde çok bilinen bir caps'den seçtim.


İK sektör içerisinde zevkli ve prestijli bir birimdir. Firma dışındakiler sizi firmaya giriş anahtarı olarak gördüklerinden size saygı duyarlar. Firma içerisindekilerse sizin “işveren vekili, temsilcisi” olma durumunuz nedeniyle sizi ayrı bir yerde tutarlar. İK’cılar şirketin bir çok bilgisine haizdir, işe alımlara karar verilen birimdir. Hangi çalışana “yatırım yapılmaya değer” gözüyle bakıldığını sadece İK’cılar bilir. Seneye kimin terfi alacağının cevabı sadece onlardadır… Bu liste uzatılabilir ve bunların hepsi İK’ya olan saygınlığı arttırır.

Gel gelelim eğer bir Anadolu şehrinde büyümüş ve ailenin tamamının aksine memuriyeti tercih etmemişseniz bir hiçsiniz! Bayramda büyüklerin eli öpüldükten sonra üç senedir açıklanan fakat bir türlü aile efradınca anlaşılamayan sorulara yine geçilir:

-Çocuğum sen neden hala X şehrindesin? Ailenin yanına gelsene artık, yoksa sen okulu mu uzattın?
-Teyzecim hani ben okulu üç sene önce bitirdim ya.. Şu anda ben çalışıyorum.
-E gel burada çalış?
-Ama bizim şirketin burada bir ofisi yok ki
-Sen ne iş yapıyorsun bakiyim orada?
-Ben İnsan Kaynakları’nda çalışıyorum dedecim…
-Eh yani öğretmen olamadın? Devlete gireydin iyiydi devlete..
-Hohh.. Dedeciğim benim bölümüm öğretmenlik değildi ki…
-İşte Ruşen amcanın oğlu Sedat öğretmen oldu bak!
-Evet dede, şu anda Elazığ’da görev yapıyor.
-Sen hala sürün!...
-…………….. :( :( :(
-Kızım sen takma dedeni boşver. Sen anlat bakayım ne iş yapıyor bu İnsan Kaynakları?
-Şimdi teyzecim İnsan Kaynakları çok iş yapıyor da benim birimim işe alım. Ben alınacak personellerin işe alımlarını yapıyorum.
-Yaa ne güzel.. Eh kuzenin Aysel de bu sene mezun oluyor, onu da artık işe alırsın..
-Ehe, tabi inş. Bölümü neydi teyzecim?
-Seramik ve Takı Tasarımı. Zonguldak Üniversitesi.
-Eheh.. Şey bizim firma ama takı üzerine değil, biz daha çok petrol üzerine şe’yapıyoruz da.. Hem dört yıllık mezunu olmayanları şirket işe almıyor.
-Kim işe almıyor? E sen az önce demedin mi işe alınacakları ben alıyorum diye?
-İyi de teyzecim benim de bi amirim var. Yani hem ayrıca şirketin koyduğu bazı prosedürler var.
-O zaman neden sen varsın?
-İşte alımları yapıyorum dedim ya…
-Ama alamam dedin Aysel’i? Ben anlamadım şimdi sen alabiliyor musun alamıyor musun?
-Hof.. Teyze ben dilekçe verdim muhasebeye geçeceğim zaten.. Siz beni boş verin. Keşke daha çok okuyup Ruşen Amca’nın oğlu Sedat gibi öğretmen olsaydım :( Neyse, kahvelerinizi nasıl alırdınız?

9 Eyl 2016

İşyerinde Güven


"İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim" demiş Robert Bosch. En azından bizim bir zamanların Bosch reklamlarında gördüğümüz kadarıyla öyle dediği iddia ediliyordu. Müşteri sadakatini sağlamak için firmalar çok farklı yollar deniyorlar. Sadakat kartları çıkartmak, promosyon ürünleri satmak, kampanyalar düzenlemek gibi bir çok farklı yöntem mevcut. Peki müşteri sadakati firmalar için neden önemlidir?
·        Yeni bir müşteriyi elde etmenin maliyeti, sadık müşterinizi elde tutmaya göre 6-7 kat daha fazladır.
  • Mevcut müşteriniz bir rakibinize gideceğine göre pazar payı kaybedersiniz.
  • Mevcut müşterinizden gelen geribildirimler, sizi iyi tanıdıkları için daha doğru ve güvenilirdir.
  • Zor durumlarda onlardan bazı konularda esnemelerini rica edebilirsiniz.
  • Sizinle zaten çalıştıkları ve size güvendikleri için sizinle ilgili referans verebilirler.
Müşteri sadakatini sağlayan en temel unsurlara gelince;


  1. Farklılaşma: Bunu "sizin diğer X markasından ne farkınız var ki biz sizi tercih edelim?" olarak yorumlar müşteri. Herhangi bir alandaki bir farklı uygulama müşterilerinizi size bağlama konusunda çok yardımcı olabilir.
  2. Etik Olmak: Eğer müşterilerinize sadece ürün satmak için yaklaşıyor ve ne surette olursa olsun o ürünün satılmış olmasını diğer her şeyden daha fazla önemsiyorsanız çok doğru yolda sayılmazsınız. Müşteri eğer ürün ya da hizmetle alakalı sıkıntı yaşadığı zaman sizden destek göreceğini ya da sizin zaten bilinçli olarak kendisine kalitesiz ürün satmaya çalışmayacağınızı  bilirse sizinle çalışma konusunda da daha istekli olurlar.
  3.  Etkin İletişim: Müşterilerinize ne söylediğiniz kadar nasıl söylediğiniz de önem arz eder. Sektörde vermek istediği mesajı verirken yaptığı hatalar ve yanlış anlaşılmalar nedeniyle müşterilerinin tepkisini çeken firmalar az değildir. Bu yüzden müşteri sadakati sağlamak için 10 numara iletişimci olmanız lazım. İletişim, duygusal zeka ve sosyal zeka becerilerine sahip olmayan biri müşteri ile görüşmemelidir.

Peki bunların İnsan Kaynakları blogunda ne işi var, sen satışçı mısın diye aklınıza gelebilir. Lakin müşteri sadakatini sağlayacak temel unsurlar eğer bir sacayağı gibi üç aşamalıysa bunlardan biri doğrudan diğer ikisi ed dolaylı olarak insan unsuruyla alakalıdır.

Eğer çalışanlarınız müşteriyle etkin bir iletişim içerisinde değilse siz en mükemmel ürünü de tasarlasanız sonuç pek parlak olmayacaktır. Peki etkin iletişimi nasıl sağlarız?

Her zaman mutlu çalışan eşittir mutlu müşteri demektir. Çalışanlarınızın şirkete aidiyet duyguları yüksekse, şirketi tabir-i caizse kendi dükkanları gibi görüyorlarsa, karşılaşılan problemleri çözme konusundan inisiyatif almaya eğilimlilerse ve başka iş fırsatlarını kollar durumda değillerse doğru yoldasınız demektir.

Tam tersi olarak da eğer sık sık "bu benim işim değil" cümlesini çalışanlardan duyuyorsanız, problemler bir türlü çözülemiyorsa ya da rakipleriniz sizin çalışanlarınızı çok kolay kendi bünyelerine katıyorlarsa çanlar sizin için çalıyor olabilir.

Müşteri kavramı genel olarak firma dışından olan ve bizlerin kendisine ürün ve hizmet sunduğumuz kişiler olarak tanımlanır fakat bir de "iç müşteri" kavramı var ki ben bunu daha çok çalışanlarımız olarak algılamaya eğilimliyim. Çünkü işveren temsilcisi olarak İnsan Kaynakları'nın da "iç müşteri"yi memnun etmek gibi bir gayesi vardır. Çalışanlarımız bizim ürünlerimizi satarlar, bizler de şirketin imkanlarını "satarız". Şirketin imkanları ne ölçüde iyiyse ya da "iç müşteri" için sağlanan memnuniyet ve güven ne kadar yüksekse nihai müşteri de o kadar memnun olacaktır ve sadakati artacaktır. Dolayısıyla "iç müşterinin" güvenini kaybetmemek nihai olarak dış müşterinin de güvenini kaybetmemek anlamına gelir.

Yani Bosch boş konuşmamış, "iç müşteri"lerinizin de güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi yeğlemek tüm firmalar için daha iyidir.

Şimdiden hayırlı bayramlar efendim...








2 Eyl 2016

Çalışan Neden İşten Ayrılır?

İşe alım İnsan Kaynaklarının tatlı yüzüdür. İnsanların hayattaki bir mutluluklarına vesile olmak her insana kendisini iyi hissettirir. Ama bunun bir de işten ayrılma yönü var. Nedenleri çok tabi, ama genellikle yöneticiler işten ayrılmaların maddi kaynaklı olduğunu düşünme eğilimindeler ki oldukça yanlış bir algıdır. Çalışanların bir çoğu daha iyi bir maaş için işten ayrılmazlar, sosyal ortamlarının iyi olmaması ya da kötü yöneticiler yüzünden başka bir iş arayışı içerisine girerler ve işten ayrılırlar. Bunun şirkete zararı da hem eğittiğiniz bir çalışanınızı kaybetmek, hem onun uzun müddet demotive bir biçimde çalışmasından kaynaklı sorunları çözmeye çalışmak, hem de yeni işe alım maliyetlerine katlanmaktır. Peki iyi çalışan neden işten ayrılır? Çok sebebi olabilir ama biz önemli gördüğümüz bir kaç tanesi üzerinde durabiliriz:

1.      Çok fazla çalıştırılmak: Eğer çalışanınızın da bir insan olduğunu unutup onu gereğinden fazla çalışması için zorluyorsanız büyük ihtimal başka bir iş bakmaya başlamıştır bile.. Tabii süregelen bir durumdan bahsediyoruz, yoksa iyi çalışanlar zaten işlerinin gereği olarak yetiştiremedikleri zamanlarda fazla mesai yapmayı bilirler ve bunu da problem etmezler.

2.      Takdir edilmemek: Çok fazla çalıştırdığınız insanı takdir etmekten de acizse yöneticileriniz o zaman çanlar çalıyor demektir. Her insan emek verdiği ve çaba gösterdiği zaman bunun başkaları tarafından, özellikle üst amirleri tarafından görülmesini ister. Sizin için sosyal hayatından feragat edip özveri gösteren bir çalışanınızı takdir etmeyip üzerine bir de kendisi bunu size söylediğinde 'e maaşını ödüyoruz ya işte' gibi anlamsız bir cevap vermek olabilecek en kötü senaryodur. Kendisini takdir ediyorsanız da bunu can-ı gönülden yapın, silah zoruyla değil!

3.      Kötü yönetici: Üç numaradan listemize yerleşmesine rağmen belki de ilk sırada olmayı hak eden bir maddedir kötü yönetici. İnsanlar genellikle işlerini değil yöneticilerini değiştirirler. Çalışma şartları çok sıkıntılı olan fakat iyi bir yöneticinin liderliğinde yıllarca o işe emek veren insanlar olduğu gibi çok iyi şartları olmasına rağmen kötü yönetici nedeniyle turnoverın zirve yaptığı işler de olabilir. Bir yönetici çalışanı için her şey değilse bile çok şeydir.

4.      Verilen vaatlerin yerine getirilmemesi: Bu kapsama işe girişte belirtilen zam oranlarının yapılmamasından tutun başka sosyal hakların işe girişten sonra verilmemesi de etki eder. En başında her zaman açık olmakta fayda var. Şartlar nelerse baştan konuşmak sizi en azından dürüst bir insan yapar...

5.      Terfiler: Beklenen ve vaat edilen terfileri alamamak zaten ciddi bir handikap oluştururken bir de şirkette çalışan insanların değil "patron"a yakın olanların terfi ettirilmesi iyi çalışanlarını başka işler aramaya iter.

6.      Yaratıcılığın kısıtlanması: İşleri daha iyi yapabilmek, şirkete katkı sağlayabilmek ve kendisini geliştirmek için bir şeyler yapmaya çalışan insanları 'burada işler öyle yürümez koçum' yollu uyarmalarla engelleyen insanlar varsa kişilerin motivasyonunun kırılması kaçınılmazdır. Kırık bir motivasyon da çok zararlı olabilir.

7.      Düşük ücret: Elbette para çalışma hayatı için gerekli bir motivasyon kaynağıdır. Eğer çalışanlarınız piyasa şartlarının altında ücretlerle çalışıyorlarsa ya iş yavaşlatırlar ya da başka bir iş ararlar.

8.      Güven kaybı: Çalışanlar şirketlerini tabir-i caizse bir baba gibi görmek isterler. Arkalarından her zaman güvenebileceği bir şirketi olduğunu bilen insanlar oradan kolay kolay da ayrılmak istemezler. Çoğu insanın kurumsal bir şirkette çalışma arzusunun altında yatan da budur.

Bunlara ek yapılabilecek maddeler elbette var ama temel olanları sanırım saymış olduk. İşe alımda madalyonun diğer yüzü de işten çıkışlardır maalesef ve bunlarla baş etmenin en iyi yolu erken önlem alıp oluşmalarını engellemektir. Mutsuzluk veba gibidir, hemen yayılır. Bu sebeple mutlu çalışanları olan firmalar hep daha başarılıdır.

Siz çalışanlarınızı memnun ve mutlu edin ki onlar da sizi mutlu etsinler.