26 Ağu 2016

Tereciye Tere Satmak


Bir işe alımcının en zor mülakatı kiminle yapılan mülakattır derseniz ben hiç şüphesiz başka bir işe alımcıyla yaptığı mülakattır derim!

Bu bildiğin tereciye tere satmaktır...

İşe alımcıların bazı "özel" soruları vardır, o soruların aslında net cevapları yoktur ama karşıdaki adayın kişiliğini, çalışma standartlarını anlamaya çalışırlar. Aday genelde sorulan soruların mahiyetini tahmin etmeye çalışır ama işe alımcı kendi bildiği sularda yüzmenin rahatlığındadır.
Oysa sizden daha aşağı bir pozisyon için bile olsa bir işe alımcı görüşmesi yapmak iyi bir çözümleme bilgisi gerektirir. Senin sahip olduğun taktiklere o da genelde sahiptir, hatta belki görüşmede seni yönlendirecek ve aslında mülakatı gizliden gizliye yönetecek bir ustalıkta bile olabilir. Senin sorduğun sorulara cevap verirken senin duymak isteyeceğin cevapları verebilir mesela. Bu tehlikenin farkında olarak bir mülakatı yönetmekse işe alım görüşmesine gelen işe alımcı kadar işe alım mülakatını yöneten işe alımcıyı da gerer.

E peki ne yapalım? Adamı yalan makinesine mi bağlayalım?
Tabi ki hayır! Stres, ortamda dolaşabilen bulaşıcı bir rahatsızlıktır. O sebeple siz ne kadar rahat olursanız, diğer işe alımcı da o kadar rahat olur.
İkinci olarak neticede sizinle aynı işi yapacak insanı seçmeye çalışıyorsunuz. O yüzden aslında en kilit noktaları da siz biliyorsunuz. Mülakat esnasında işinizin kilit noktaları hakkındaki fikirlerini iyi anlamaya çalışın. Bunlar seyahat engeli, esnek çalışma saatleri ya da yoğun stres altında çalışma gibi bazı değişkenler olabilir. Nasıl anlayabileceğiniz konusu tamamen sizin yaratıcılığınıza kalmış. Case Study'ler hazırlamak ve onlarla alakalı fikirlerini sormak bir çözüm olabilir.

En önemli etkenin beden dili olduğunu unutmayın. Diller sizin istediklerinizi söyleyebilir ama yüz, göz, eller ve bedenin diğer uzuvlarının değişkenliği yalan söylemez. O yüzden odaklanacağınız adayın ne söylediğinden çok ne söylemek istediği olacaktır.

Eğer yeni mezun alacaksanız adayın tecrübesi olmayacağı için sizin adınıza yatırım yapılmaya değer olup olmamasına odaklanın. Yani kumaş meselesi. Tabi ki kimse bulunmaz Hint kumaşı değil ama size lazım olacak elbise bu kumaştan çıkar mı sorusunu kendinize sorun ve adayı buna göre inceleyin.

Unutma sevgili İK'cı. Sen bir çok birim müdürünün bile sahip olmadığı bir hakka sahipsin: Kendi çalışma arkadaşını seçmek... O yüzden mülakattaki nihai kararınızı vermenizi sağlayacak olan bu kişiyle günde 10 saat geçirip geçirmeme konusundaki isteğiniz olacaktır.

Kolay gelsin!


19 Ağu 2016

Yöneticilere Altın Öğütler- Liyakat mi Sadakat mi?


Geçen hafta siyasetnamelerin günümüz organizasyonlarına etkisi üzerine bir yazı yazarak paylaşmıştım. Bu hafta da aynı konu üzerinden devam etmek istiyorum.

Önemli ve ders alınması gereken bir konu çünkü. Zira tarih maalesef tekerrürden ibaret ve yöneticinin bizzat kendisinin ve yanında bulunan kişilerin tavırlarının o dönemde ülke selameti hakkında ne kadar etkileri varsa günümüzde de yöneticiler ve onların alt birimlerinde çalışanların da personel üzerine o kadar etkisi vardır diyebiliriz.

Bu konuda en iyi siyasetnamelerden birisi de İmam Gazali'nin Yöneticilere Altın Öğütler kitabıdır. Bu hafta da bu kitaptan örnekler vermek istiyoruz o sebeple.

Kitapta oldukça tafsilatlı bilgiler var ama benim en çok dikkatimi çeken yöneticiler ve vezirleri hakkındaki bölüm oldu. Özellikle üst düzey yöneticiler maalesef her problemle ilgilenemezler, bu sebeple bazı yetki ve sorumluluklarını delege etmek durumunda kalırlar ama yardımcıları onlar kadar iş hassasiyeti olan, duyarlı ve iş bilen insanlar değillerse bu durumda yönetici ne kadar iyi olursa olsun yönetilenler için her şey çok iyi olmayabilir.

Gazali bu meseleyi yöneticinin vezirine karşı tutumu başlığıyla inceler.

Yönetici vezirine karşı;
·        Onda bir sürçme gördüğü zaman onu düzeltmeli,
·        Bir ihtiyacını bildirdiği zaman onu gidermede gevşeklik gösterilmemeli,
·        Kendisiyle görüşmek istediği zaman onunla mutlaka görüşmeli,
·        Fesatçı kişilerin onun hakkında yaydığı asılsız haberlere kulak asmamalı,
·        Ondan sırlarını saklamamalıdır. Çünkü hayırlı bir vezir yöneticisinin sırlarının koruyucusu, işlerin takipçisi, hazinenin de sahibidir.

Bir yönetici için en bulunmaz nimet, sırlarını ve gizli meselelerini açıp onunla istişare edebileceği iyi bir yardımcıdır. Vezirin güvenilir olması iktidarın selameti ve devamı için çok önemlidir.

Vezirin sahip olması gerekenleri ise beş sıfatta toplar Gazali:
1.      Uyanıklık: Girdiği her işte bir çıkış yolu bulması için
2.      İlim: Bununla işlerin hakikatini ortaya çıkartabilir.
3.      Cesaret: Bu sıfata sahip olanlardan korkması gerekenler dışında kimse korkmaz.
4.      Doğruluk: Özü ve sözü doğru olan bir vezir kimseye kötülük yapmaz.
5.      Sır saklama: Sırrını ifşa eden bir yardımcı yöneticinin hakimiyetinin de sonunu getirebilir.

Günümüz iş dünyasında da iyi bir yardımcıya sahip olmadığı için şirketinin gidişatından haberdar bile olmayan patronlar, genel müdürler, CEO'lar mevcut. Öncelikle üst düzey yöneticilerin kendilerine ve daha alt çalışanlara faydalı olacağını düşündükleri, aklına ve zekasına güvendikleri ve sadakatinden emin oldukları insanlarla çalışmaları gereklidir. Çok zeki, her meseleye hakim fakat yöneticisine sadık olmayan bir yardımcı yöneticisinin sonunu getirebilir. Tam tersi olarak oldukça sadık ama hiçbir işten anlamayan, işinin ehli olmayan bir yardımcı da ne kadar iyi niyetli olursa olsun yöneticisine en nihayetinde zarar verecektir. Kısaca liyakat mi daha önemli yoksa sadakat mi sorusunu yıllardır işletme ve yönetim bilimleri derslerinde tartıştık ama her ikisinin de mevcut olması gerektiği sonucundan başka bir sonuca varmak mümkün değil. Çünkü şimdiye kadar ehil ama sadık olmayan insanların neler yapabileceğini gördük, bundan sonra da sadık ama ehil olmayan insanların nelere sebebiyet verebileceğini görmek biraz ağır gelebilir. Bu hafta meseleyi burada noktalamak istiyorum. İnşallah gelecek hafta da bu meseleye ne sebeple değindiğimi anlatayım..

Hayatın içinde çok insan, çok hikaye ve çok temas var... 
Muhakkak bir yerinden insan insana dokunuyor..



12 Ağu 2016

Adalet Mülkün Temelidir


Vakt-i evvelde devlet yönetimiyle alakalı siyasetnamelerle günümüz iş hayatının yöneticilik dinamiklerini karşılaştıran ve bunlardan oldukça faydalı çıkarımlar yapan bir çalışmaya dahil olmuştum. Faydası nedir derseniz öncelikle siyasetin sadece devlet yönetimiyle alakalı olmadığını anlatmak adına bir hikaye anlatacağım:

Zamanında bir medresede bir mürit oldukça ileri merhaleler kat etmiş ve artık bu bildiklerini halka da anlatma arzusuyla dolup taşmaktaymış. Mürşidinden gidip halkı irşat etmek için icazet istemiş lakin hocası "sen daha alman gereken en temel dersi, ilm-i siyaseti almadın. Sana icazet veremem" dediyse de ısrarlarına dayanamamış ve gitmesi için izin vermiş. Yola çıkan derviş bir köye namaz kılmak için uğramış. Vakit cuma olduğundan hoca minberde hutbe vermekteymiş. Oturup biraz dinleyince adamın akla ziyan şeyler söylediğini ve bunların hiç birinin dinle alakası olmadığını anlamış. Hemen ayağa kalkıp "bre münafık, o dediklerin küfürdür!" diyince hoca da tabi sinirlenmiş. Ahaliye dönüp "ey ahali, sizin hocanıza bu saygısızlığı yapanın bunu yanına kar mı bırakacaksınız?!" diyince ortalık karışmış. Bizim derviş en temizinden bir sopa yemiş ve köyden yaka paça atılmış. Süklüm püklüm dergaha dönmüş. Hocası haline acımış, kalan son dersi de almasına müsaade etmiş. Ardan geçen zamanda siyaset dersleri de alan dervişimiz icazetini alır almaz hemen yine köye yollanmış. Yine bir cuma ve yine ahali hocalarının sapık düşüncelerini din diye dinlemekteymiş. Hiç ses etmeden hutbeyi sonuna kadar dinlemiş ve en sonunda ayağa kalkıp "ey ahali, ben bir garip gezginim. Çok alim gördüm lakin bu adam gibi bir alimi bu gözlerim hiç görmedi. Onun sakalının bir teli dahi yarın ruz-ı mahşerde bizlere şefaat eder" demiş ve hocadan sakalının bir telini koparıp kendisine vermesini istemiş. Hoca de koparıp vermiş lakin bunu duyan cahil halk kıyamet günü kendilerine şefaatçi olur diye hocanın üzerine saldırıp sakallarını elleriyle yolmuşlar. Yüzü gözü kan revan içinde kalan hocanın yanına yaklaşmış bizim derviş. Demiş "beni hatırladın mı?!"

Kıssadan hisse, ilm-i siyaset boş iş değildir. Hayatta her alanda lazım olur. O sebeple bu hafta siyasetnamelerde genel geçer olarak bahis olunan meselelere ufak girişler yapacağım:
Önce büyük devlet adamı Nizamülmülk'ten başlamak istiyorum. Siyasetname yazarı çoktur tarihte ama galiba en iyisi hangisidir deseniz Nizamülkün'ün Siyasetname'sidir diyebilirim.
Kitabının başında "Küfr ile belki amma, zulm ile payidar kalmaz memleket" der Nizamülmülk. Geçen hafta "İyiden Mükemmel Şirkete" isimli kitaptan bahsetmiştim size. Yazarın başka bir kitabı da "Kalıcı Olmak"tır. Arada geçen yaklaşık 1000 senede ve başka bir kültürde bile olsa mesele değişmemiş: Kalıcı olmak. O yüzden Nizamülmülk de "Payidar olmaz değil, payidar kalmaz" der.
Peki başka ne der? Spoiler vermek gibi değil ama her konuda yöneticiyi uyarır. Gönderilecek elçiden tutun da hangi sınıftan insanın yanında nasıl davranacağına kadar. Ve biz anlarız ki bir sultanın sahip olacağı en iyi şey bilge ve sadık bir vezirdir.

Sultan Melikşah'ın da dönemini kapsayan ve babası Alparslan dönemiyle başlayan vezirlik süresince ülkenin tüm nizam ve düzenini sağlayan kişi olması bakımından dönemin Abbasi halifesi tarafından kendisine Devletin Düzenleyicisi anlamında Nizamülmülk adı verilmiştir.
Peki yukarıdaki hikayeyle Nizamülmülk'ün ne alakası var diyenler için yazıyı sonlandırırken cevap vereyim: Nizamülmülk 80 yaşlarına merdiven dayamışken bir suikasta kurban gider ve şehit olur. Azmettiricisi hakkında hala çok rivayet mevcuttur. Kimileri çok fazla üzerine gittiği Haşhaşilerin lideri Hasan Sabbah der kimileri başka devlet adamları diye düşünür. Ben kitabını okuduğum zamanlarda hayatını araştırmamıştım, şimdi bir vesile ile araştırınca suikasta kurban gittiğini öğrendim. Genel tahminlerden birisi de sahip olduğu çok fazla güç nedeniyle Sultan'ın dikkatini çekmeye başladığı ve bu sebeple de diğer devlet adamlarının Sultan'ı ona karşı kışkırtıp onun öldürülmesine sebep oldukları yönünde. Hatta Sultan Melikşah'la aralarında çıkan bir anlaşmazlık sonucunda Sultan: "Eğer saltanatta ve mülkünde ortağım isen bunun da bir hükmü ve kuralı vardır. Fakat benim emrimde isen o taktirde bunların şartlarına uymalısın, oğullarından her biri büyük bir ülkeyi istila etti ve büyük bir eyalete vali oldular. Bununla da yetinmediler devlet işlerine tecavüz ve müdahale ettiler. Önünden vezirlik alameti divitinin kaldırılmasını ve başından sarığının alınmasını ister misin?" şeklinde Nizamülmülk'ü tehdit edince vezirin cevabı da "Eğer o (Sultan) benim saltanatta ve mülkünde ortağım olduğunu bilmiyor idiyse bilsin. Bugün bulunduğu makama benim fikir ve önlemlerimle geldi. Babasının öldüğü gün işleri asıl idare ettiğimi ve ona isyan edenleri nasıl cezalandırdığımı hatırlamaz mıdır? O zaman bana sımsıkı sarılır ve muhalefet etmezdi. Ne zaman işleri yoluna koydum, düzeni sağladım, herkesi ona itaat ettirdim, yakın ve uzak şehirleri fethettim. İşte  o zaman işlemediğim günahları bana yükledi, hakkımdaki ihbarları işitir oldu, benim adıma ona söyleyiniz ki; başında ki o tacın varlığı bu divite bağlıdır, bu ikisinin iş birliği ve ittifakı istenilen her şeyin bağı ve her türlü ganimetin sebebidir. Bu divitin kapağını kapatırsam onun tacı da yok olur. Eğer bir değişiklik ve tedbire karar verdiyse önce gerekli önlemleri alsın, kapıyı çarpmadan önce başına gelecekleri düşünsün ve dikkatli olsun." olur. Sonrası malum, adamı öldürtürler. Ama Nizamülmülk'ün dediği doğru çıkar. Ülkede kaos başlar. Melikşah'ın ölümünden sonra da devlet zaten yıkılır.

Demek ki neymiş, siyasetname yazmakla siyasi davranmak farklı şeylermiş. Nizamülmülk Sultan'ın cevabına o kadar açık sözlü bir cevap vermeseymiş suikasta kurban gitmeyecekmiş. Ek olarak Sultan'ın eşi Terken Hatun'un Nizamülmülk tarafından veliaht kabul edilmemesi de sonunu hızlandıran bir faktör olmuştur. Eşi üzerinde ciddi bir etkiye sahip olan Terken Hatun Sultan'ı Nizamülmülk'e karşı kışkırtmakta bir beis görmemiş ve sonuç olarak bilge devlet adamı suikasta kurban gitmiştir. Nizamülmülk eğer daha siyasi davransaydı hiç şüphesiz Sultan'ın eleştiri oklarını düşmanları üzerine çevirtmesi işten bile değildi.

Peki en sonunda ne olmuş dersen sevgili okur, Nizamülmülk ölmüş ama devlet ne Melikşah'a ne de Terken Hatun'un oğluna da kalmamış. Yani günün sonunda Nizamülmülk haklı çıkmış, memleket zulm üzere payidar kalamamıştır.

Son söz ve bir yazı dizisinin giriş cümlesi olarak Hz. Ömer'le bitirelim: "Adalet mülkün temelidir".
Siyasetnameler ve günümüz organizasyonlarının küçük ölçekli karşılaştırmasına da gelecek hafta devam edeceğim inş.


Meraklısına not: Gündeme dair bir yazı yazmayacak mısın diyenler  için, işte alın size mis gibi gündem yazısı. Daha apaçık ne yazabilirim ki?!

5 Ağu 2016

İyiden Mükemmel Şirkete


Ara ara okuduğum kitaplardan da bahsetmeye karar verdim ve ilk kitabımı seçtim: "İyiden Mükemmel Şirkete". Eğer reklama girecekse de girebilir sıkıntı değil :)

"İyi mükemmelin düşmanıdır" cümlesiyle başlar Jim Collins'in kitabı. Çünkü iyi bir şeyi kimse daha iyi hatta mükemmel yapmakla vakit kaybetmez, herkes kötüyü düzeltmenin peşindedir.

Jim Collins ve ekibi bu konuyu araştırmak üzere belirledikleri bir kaç sektör ve bu sektörde faaliyet gösteren firmaları araştırma grubu ve gözlem grubu olarak ikiye ayırır ve incelerler. Kitap hakkında aşağıda bazı spoiler bulacaksınız ama bunun sizi kitabı okumaya teşvik edeceğini düşündüğüm için yazmakta sıkıntı görmedim.

Kitap öncelikle kesinlikle bir İK kitabı değil. Fakat ben bir İK'cı olarak okurken kendi adıma aldığım notları sizinle paylaşacağım:

Şirketleri kurtarmak ya da daha da büyütmek için şirket dışından gelen ünlü liderlerle şirketin iyiden mükemmele dönüşümü arasındaki bağıntı negatif. Bu şu demek, dışarıda çok başarılı olan bazı yöneticileri şirkete transfer edip sektör lideri olmayı hayal ediyorsanız daha çok beklersiniz! En başarılı liderler şirketin içerisinden çıkan, kurum kültürüne sahip ve şirketi kendi şirketi gibi benimsemiş kişilerdir.

İyiden mükemmele dönüşen şirketler değişimi yönetmek, çalışanları motive etmek, elemanların şirkete bağlılığını sağlamak gibi konularla pek İLGİLENMİYOR! Doğru koşullar altında bağlılık, motivasyon gibi sorunlar büyük oranda kendiliğinden ortadan kalkıyor. Şirkete güveniyorsam, bana bir çalışan olarak değerli olduğumu hissettiriyorsa, kendimi buraya ait hissediyorsam bahar aylarında yapılacak toplu piknik yapılmasa da olur!

Önce KİM sonra NE felsefesini uyguluyorlar. İncelemede liderlerin önce otobüse doğru insanları bindirip yanlış insanları indirdiği sonra da herkesi DOĞRU koltuğa oturttuğu saptanmış. Otobüsü nereye süreceklerineyse ondan sonra karar verilmiş. "İnsanlar en kıymetli varlığımız" değil "Doğru insanlar en kıymetli varlığımız"mış meğer. Konuyla alakalı olarak Apple'ın kurucusu Steve Jobs'ın da "eğer ne iş yapacaklarını ve nereye gideceklerini de ben söyleyeceksem neden kucak dolusu para verip ülkenin en zeki insanlarını şirketime alayım ki" dediğini burada belirtelim.

Disiplin kültürüne sahipler. Çok şirket disiplinlidir ama çok azı disiplin kültürüne sahiptir. Elinizde disiplinli insanlar varsa hiyerarşiye, disiplinli düşünce varsa bürokrasiye ve disiplinli eylem varsa da aşırı kontrollere ihtiyacınız yoktur!

Ve son olarak 5. Düzey  Liderlik motiflerine sahip yöneticileri var. İşletme okullarında öğretilen liderlik düzeyleri genel olarak 4 aşamalıdır:

  • 1. Düzey: Yeteneği, bilgisi, becerisi ve çalışmayı ortamına uyum sağlayan karakteriyle üretken katkılarda bulunur.
  • 2. Düzey: Ekip olarak hedeflere varılmasını sağlamak için bireysel yeteneklerini de sürece katar ve ekibiyle uyum içinde çalışır.
  • 3. Düzey: Önceden belirlenmiş hedeflere varmak için kaynakları etkin bir biçimde organize eder ve ekibini yönlendirir.
  • 4. Düzey: Açıkça ifade edilmiş zorlu bir vizyona bağlıdır ve kararlılıkla o vizyonu izler. Var olandan daha yüksek standartlara ulaşmak için herkesi teşvik eder.


5. Düzey Liderler ise kişisel planda alçakgönüllülük ve mesleki alanda sarsılmaz bir iradenin ilginç bir karışımıdırlar. İkili bir yapıya sahiptirler: Ilımlı ama kararlı, alçakgönüllü ama korkusuz. Ve başarılı olmalarının temelinde yatan etken de başarıyı paylaşma konusunda istekli olmalarında yatar. Mesela şirketlerinin kendilerinden sonraki neslinin kendilerinden daha da başarılı olmasını isterler. Bu hırsları olmadığı anlamına gelmez, sadece hırsları kişisel değil şirketleri adınadır. Bunları yazarken yazmak ve söylerken söylemek kolaydır ama yaparken yapmak çok zordur. Çok az insan nefsani duygularından ve kişisel hırslarından kurtulup şirket adına daha faydalı olacaksa bir başkasının kendisinden daha başarılı olmasına katlanabilir.

5. Düzey liderler başarılı bir performansa ulaşma gibi tedavi edilemez bir hastalıktan muzdarip fanatiklerdir. Şirketlerini mükemmel bir şirket haline getirmek için gerekirse fabrikalarını satabilir ya da öz kardeşlerini işten kovabilirler.

Peki şirketinizin CEO'su, genel müdürünüz ya da patronunuz 5. Düzey bir lider değilse?
Mükemmel bir şirkete dönüşmek için illa 5. Düzey liderliğe gerek var mı tartışılır ama yazarın hipotezine göre insanlar ikiye ayrılır. İçinde 5. Düzeyin tohumunu taşıyanlar ve taşımayanlar. Siz konumunuz gereği bulunduğunuz alanı değiştirip dönüştürebiliyor musunuz? Öncelikli soru bu olmalıdır. Şirketin gidişatı ya da aldığı kararlar bir çalışan olarak sizi etkilese de sizin yetki ve sorumluluk alanınızda olan bir konu değildir. Ve en önemlisi siz bir yönetici olsaydınız ya da yöneticiyseniz, kaçıncı düzey lidersiniz?

Liderlik düzeylerinin biri diğerinden daha üstündür demek de yanlış olur kanaatindeyim. Sadece mesleğe ve çalışılan sektöre göre liderlik düzeyleri değişkenlik gösterir. Mesela demokratik bir lider olmak her işletme dersinde övülen bir liderlik çeşididir. Ekiple istişare ederek karar almak, yetkilendirmeler yapmak.. Peki bir ilk yardım ekibinin şefiyseniz? İstişare etmeli misiniz? Yaralı buna müsait mi? Sizce kaç dakikası var hayata tutunmak için? Burada da otokratik bir lider olmak ve tüm görevleri ekibine dağıtmak önem arz eder.

Kitaptaki en önemli kısım bence liderlerin otobüse alacakları DOĞRU insanlara karar vermeleridir. Doğru değişkendir, şirkete, mesleğe, pozisyona göre değişkenlik gösterir. Ve bu doğru insanları doğru koltuklara oturtmak en az onları seçmek kadar önemlidir. Hayati öneme sahip olan kısım ise YANLIŞ insanları otobüsten indirebilmektir. Çünkü koltuklarda oturan yanlış insanlar yer kaplarlar ve ayakta durmaktan sıkılan bazı doğru insanlar ilk durakta inip başka bir otobüse binebilirler. Çok büyük şirketlerde, özellikle kamu kurum ve kuruluşlarında yanlış insanlar indirilemediği için sistem yavaşlar, hizmet kalitesi düşer.

Kitap aslında bir çok konuda detaylı bilgi veriyor burada sadece küçük bir kısmına giriş yaptım. Ama bu alanla alakalı bir çok kitabı okumuş birisi olarak benim adıma "ufuk açıcı" diyebileceğim, başucu kitaplarından birisi oldu. İleriki haftalarda da başka bölümlerine atıflar yapan yazılar yazacağım inşallah.  Şiddetle tavsiye olunur.


Selametle efendim.