Vakt-i evvelde devlet yönetimiyle alakalı siyasetnamelerle
günümüz iş hayatının yöneticilik dinamiklerini karşılaştıran ve bunlardan
oldukça faydalı çıkarımlar yapan bir çalışmaya dahil olmuştum. Faydası nedir
derseniz öncelikle siyasetin sadece devlet yönetimiyle alakalı olmadığını
anlatmak adına bir hikaye anlatacağım:
Zamanında bir medresede bir mürit oldukça ileri merhaleler
kat etmiş ve artık bu bildiklerini halka da anlatma arzusuyla dolup
taşmaktaymış. Mürşidinden gidip halkı irşat etmek için icazet istemiş lakin
hocası "sen daha alman gereken en temel dersi, ilm-i siyaseti almadın.
Sana icazet veremem" dediyse de ısrarlarına dayanamamış ve gitmesi için
izin vermiş. Yola çıkan derviş bir köye namaz kılmak için uğramış. Vakit cuma
olduğundan hoca minberde hutbe vermekteymiş. Oturup biraz dinleyince adamın
akla ziyan şeyler söylediğini ve bunların hiç birinin dinle alakası olmadığını
anlamış. Hemen ayağa kalkıp "bre münafık, o dediklerin küfürdür!"
diyince hoca da tabi sinirlenmiş. Ahaliye dönüp "ey ahali, sizin hocanıza
bu saygısızlığı yapanın bunu yanına kar mı bırakacaksınız?!" diyince
ortalık karışmış. Bizim derviş en temizinden bir sopa yemiş ve köyden yaka paça
atılmış. Süklüm püklüm dergaha dönmüş. Hocası haline acımış, kalan son dersi de
almasına müsaade etmiş. Ardan geçen zamanda siyaset dersleri de alan dervişimiz
icazetini alır almaz hemen yine köye yollanmış. Yine bir cuma ve yine ahali
hocalarının sapık düşüncelerini din diye dinlemekteymiş. Hiç ses etmeden
hutbeyi sonuna kadar dinlemiş ve en sonunda ayağa kalkıp "ey ahali, ben
bir garip gezginim. Çok alim gördüm lakin bu adam gibi bir alimi bu gözlerim
hiç görmedi. Onun sakalının bir teli dahi yarın ruz-ı mahşerde bizlere şefaat
eder" demiş ve hocadan sakalının bir telini koparıp kendisine vermesini
istemiş. Hoca de koparıp vermiş lakin bunu duyan cahil halk kıyamet günü
kendilerine şefaatçi olur diye hocanın üzerine saldırıp sakallarını elleriyle
yolmuşlar. Yüzü gözü kan revan içinde kalan hocanın yanına yaklaşmış bizim
derviş. Demiş "beni hatırladın mı?!"
Kıssadan hisse, ilm-i siyaset boş iş değildir. Hayatta her
alanda lazım olur. O sebeple bu hafta siyasetnamelerde genel geçer olarak bahis
olunan meselelere ufak girişler yapacağım:
Önce büyük devlet adamı Nizamülmülk'ten başlamak istiyorum.
Siyasetname yazarı çoktur tarihte ama galiba en iyisi hangisidir deseniz
Nizamülkün'ün Siyasetname'sidir diyebilirim.
Kitabının başında "Küfr ile belki amma, zulm ile
payidar kalmaz memleket" der Nizamülmülk. Geçen hafta "İyiden
Mükemmel Şirkete" isimli kitaptan bahsetmiştim size. Yazarın başka bir
kitabı da "Kalıcı Olmak"tır.
Arada geçen yaklaşık 1000 senede ve başka bir kültürde bile olsa mesele
değişmemiş: Kalıcı olmak. O yüzden Nizamülmülk de "Payidar olmaz değil, payidar kalmaz" der.
Peki başka ne der? Spoiler vermek gibi değil ama her konuda
yöneticiyi uyarır. Gönderilecek elçiden tutun da hangi sınıftan insanın yanında
nasıl davranacağına kadar. Ve biz anlarız ki bir sultanın sahip olacağı en iyi
şey bilge ve sadık bir vezirdir.
Sultan Melikşah'ın da dönemini kapsayan ve babası Alparslan
dönemiyle başlayan vezirlik süresince ülkenin tüm nizam ve düzenini sağlayan
kişi olması bakımından dönemin Abbasi halifesi tarafından kendisine Devletin
Düzenleyicisi anlamında Nizamülmülk adı verilmiştir.
Peki yukarıdaki hikayeyle Nizamülmülk'ün ne alakası var
diyenler için yazıyı sonlandırırken cevap vereyim: Nizamülmülk 80 yaşlarına
merdiven dayamışken bir suikasta kurban gider ve şehit olur. Azmettiricisi
hakkında hala çok rivayet mevcuttur. Kimileri çok fazla üzerine gittiği
Haşhaşilerin lideri Hasan Sabbah der kimileri başka devlet adamları diye
düşünür. Ben kitabını okuduğum zamanlarda hayatını araştırmamıştım, şimdi bir
vesile ile araştırınca suikasta kurban gittiğini öğrendim. Genel tahminlerden
birisi de sahip olduğu çok fazla güç nedeniyle Sultan'ın dikkatini çekmeye
başladığı ve bu sebeple de diğer devlet adamlarının Sultan'ı ona karşı
kışkırtıp onun öldürülmesine sebep oldukları yönünde. Hatta Sultan Melikşah'la
aralarında çıkan bir anlaşmazlık sonucunda Sultan: "Eğer saltanatta ve mülkünde ortağım isen bunun da bir hükmü ve kuralı
vardır. Fakat benim emrimde isen o taktirde bunların şartlarına uymalısın,
oğullarından her biri büyük bir ülkeyi istila etti ve büyük bir eyalete vali oldular.
Bununla da yetinmediler devlet işlerine tecavüz ve müdahale ettiler. Önünden
vezirlik alameti divitinin kaldırılmasını ve başından sarığının alınmasını
ister misin?" şeklinde Nizamülmülk'ü tehdit edince vezirin cevabı da
"Eğer o (Sultan) benim saltanatta ve
mülkünde ortağım olduğunu bilmiyor idiyse bilsin. Bugün bulunduğu makama benim
fikir ve önlemlerimle geldi. Babasının öldüğü gün işleri asıl idare ettiğimi ve
ona isyan edenleri nasıl cezalandırdığımı hatırlamaz mıdır? O zaman
bana sımsıkı sarılır ve muhalefet etmezdi. Ne zaman işleri yoluna koydum,
düzeni sağladım, herkesi ona itaat ettirdim, yakın ve uzak şehirleri fethettim.
İşte o zaman işlemediğim günahları bana yükledi, hakkımdaki ihbarları
işitir oldu, benim adıma ona söyleyiniz ki; başında ki o tacın varlığı bu
divite bağlıdır, bu ikisinin iş birliği ve ittifakı istenilen her şeyin bağı ve
her türlü ganimetin sebebidir. Bu divitin kapağını kapatırsam onun tacı da yok
olur. Eğer bir değişiklik ve tedbire karar verdiyse önce gerekli önlemleri
alsın, kapıyı çarpmadan önce başına gelecekleri düşünsün ve dikkatli olsun."
olur. Sonrası malum, adamı öldürtürler. Ama Nizamülmülk'ün dediği doğru
çıkar. Ülkede kaos başlar. Melikşah'ın ölümünden sonra da devlet zaten yıkılır.
Demek ki neymiş, siyasetname
yazmakla siyasi davranmak farklı şeylermiş. Nizamülmülk Sultan'ın cevabına
o kadar açık sözlü bir cevap vermeseymiş suikasta kurban gitmeyecekmiş. Ek
olarak Sultan'ın eşi Terken Hatun'un Nizamülmülk tarafından veliaht kabul
edilmemesi de sonunu hızlandıran bir faktör olmuştur. Eşi üzerinde ciddi bir
etkiye sahip olan Terken Hatun Sultan'ı Nizamülmülk'e karşı kışkırtmakta bir
beis görmemiş ve sonuç olarak bilge devlet adamı suikasta kurban gitmiştir.
Nizamülmülk eğer daha siyasi davransaydı hiç şüphesiz Sultan'ın eleştiri
oklarını düşmanları üzerine çevirtmesi işten bile değildi.
Peki en sonunda ne olmuş dersen sevgili okur, Nizamülmülk
ölmüş ama devlet ne Melikşah'a ne de Terken Hatun'un oğluna da kalmamış. Yani
günün sonunda Nizamülmülk haklı çıkmış, memleket zulm üzere payidar
kalamamıştır.
Son söz ve bir yazı dizisinin giriş cümlesi olarak Hz.
Ömer'le bitirelim: "Adalet mülkün temelidir".
Siyasetnameler ve günümüz organizasyonlarının küçük ölçekli
karşılaştırmasına da gelecek hafta devam edeceğim inş.
Meraklısına not: Gündeme dair bir yazı yazmayacak mısın
diyenler için, işte alın size mis gibi
gündem yazısı. Daha apaçık ne yazabilirim ki?!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder