12 Ağu 2016

Adalet Mülkün Temelidir


Vakt-i evvelde devlet yönetimiyle alakalı siyasetnamelerle günümüz iş hayatının yöneticilik dinamiklerini karşılaştıran ve bunlardan oldukça faydalı çıkarımlar yapan bir çalışmaya dahil olmuştum. Faydası nedir derseniz öncelikle siyasetin sadece devlet yönetimiyle alakalı olmadığını anlatmak adına bir hikaye anlatacağım:

Zamanında bir medresede bir mürit oldukça ileri merhaleler kat etmiş ve artık bu bildiklerini halka da anlatma arzusuyla dolup taşmaktaymış. Mürşidinden gidip halkı irşat etmek için icazet istemiş lakin hocası "sen daha alman gereken en temel dersi, ilm-i siyaseti almadın. Sana icazet veremem" dediyse de ısrarlarına dayanamamış ve gitmesi için izin vermiş. Yola çıkan derviş bir köye namaz kılmak için uğramış. Vakit cuma olduğundan hoca minberde hutbe vermekteymiş. Oturup biraz dinleyince adamın akla ziyan şeyler söylediğini ve bunların hiç birinin dinle alakası olmadığını anlamış. Hemen ayağa kalkıp "bre münafık, o dediklerin küfürdür!" diyince hoca da tabi sinirlenmiş. Ahaliye dönüp "ey ahali, sizin hocanıza bu saygısızlığı yapanın bunu yanına kar mı bırakacaksınız?!" diyince ortalık karışmış. Bizim derviş en temizinden bir sopa yemiş ve köyden yaka paça atılmış. Süklüm püklüm dergaha dönmüş. Hocası haline acımış, kalan son dersi de almasına müsaade etmiş. Ardan geçen zamanda siyaset dersleri de alan dervişimiz icazetini alır almaz hemen yine köye yollanmış. Yine bir cuma ve yine ahali hocalarının sapık düşüncelerini din diye dinlemekteymiş. Hiç ses etmeden hutbeyi sonuna kadar dinlemiş ve en sonunda ayağa kalkıp "ey ahali, ben bir garip gezginim. Çok alim gördüm lakin bu adam gibi bir alimi bu gözlerim hiç görmedi. Onun sakalının bir teli dahi yarın ruz-ı mahşerde bizlere şefaat eder" demiş ve hocadan sakalının bir telini koparıp kendisine vermesini istemiş. Hoca de koparıp vermiş lakin bunu duyan cahil halk kıyamet günü kendilerine şefaatçi olur diye hocanın üzerine saldırıp sakallarını elleriyle yolmuşlar. Yüzü gözü kan revan içinde kalan hocanın yanına yaklaşmış bizim derviş. Demiş "beni hatırladın mı?!"

Kıssadan hisse, ilm-i siyaset boş iş değildir. Hayatta her alanda lazım olur. O sebeple bu hafta siyasetnamelerde genel geçer olarak bahis olunan meselelere ufak girişler yapacağım:
Önce büyük devlet adamı Nizamülmülk'ten başlamak istiyorum. Siyasetname yazarı çoktur tarihte ama galiba en iyisi hangisidir deseniz Nizamülkün'ün Siyasetname'sidir diyebilirim.
Kitabının başında "Küfr ile belki amma, zulm ile payidar kalmaz memleket" der Nizamülmülk. Geçen hafta "İyiden Mükemmel Şirkete" isimli kitaptan bahsetmiştim size. Yazarın başka bir kitabı da "Kalıcı Olmak"tır. Arada geçen yaklaşık 1000 senede ve başka bir kültürde bile olsa mesele değişmemiş: Kalıcı olmak. O yüzden Nizamülmülk de "Payidar olmaz değil, payidar kalmaz" der.
Peki başka ne der? Spoiler vermek gibi değil ama her konuda yöneticiyi uyarır. Gönderilecek elçiden tutun da hangi sınıftan insanın yanında nasıl davranacağına kadar. Ve biz anlarız ki bir sultanın sahip olacağı en iyi şey bilge ve sadık bir vezirdir.

Sultan Melikşah'ın da dönemini kapsayan ve babası Alparslan dönemiyle başlayan vezirlik süresince ülkenin tüm nizam ve düzenini sağlayan kişi olması bakımından dönemin Abbasi halifesi tarafından kendisine Devletin Düzenleyicisi anlamında Nizamülmülk adı verilmiştir.
Peki yukarıdaki hikayeyle Nizamülmülk'ün ne alakası var diyenler için yazıyı sonlandırırken cevap vereyim: Nizamülmülk 80 yaşlarına merdiven dayamışken bir suikasta kurban gider ve şehit olur. Azmettiricisi hakkında hala çok rivayet mevcuttur. Kimileri çok fazla üzerine gittiği Haşhaşilerin lideri Hasan Sabbah der kimileri başka devlet adamları diye düşünür. Ben kitabını okuduğum zamanlarda hayatını araştırmamıştım, şimdi bir vesile ile araştırınca suikasta kurban gittiğini öğrendim. Genel tahminlerden birisi de sahip olduğu çok fazla güç nedeniyle Sultan'ın dikkatini çekmeye başladığı ve bu sebeple de diğer devlet adamlarının Sultan'ı ona karşı kışkırtıp onun öldürülmesine sebep oldukları yönünde. Hatta Sultan Melikşah'la aralarında çıkan bir anlaşmazlık sonucunda Sultan: "Eğer saltanatta ve mülkünde ortağım isen bunun da bir hükmü ve kuralı vardır. Fakat benim emrimde isen o taktirde bunların şartlarına uymalısın, oğullarından her biri büyük bir ülkeyi istila etti ve büyük bir eyalete vali oldular. Bununla da yetinmediler devlet işlerine tecavüz ve müdahale ettiler. Önünden vezirlik alameti divitinin kaldırılmasını ve başından sarığının alınmasını ister misin?" şeklinde Nizamülmülk'ü tehdit edince vezirin cevabı da "Eğer o (Sultan) benim saltanatta ve mülkünde ortağım olduğunu bilmiyor idiyse bilsin. Bugün bulunduğu makama benim fikir ve önlemlerimle geldi. Babasının öldüğü gün işleri asıl idare ettiğimi ve ona isyan edenleri nasıl cezalandırdığımı hatırlamaz mıdır? O zaman bana sımsıkı sarılır ve muhalefet etmezdi. Ne zaman işleri yoluna koydum, düzeni sağladım, herkesi ona itaat ettirdim, yakın ve uzak şehirleri fethettim. İşte  o zaman işlemediğim günahları bana yükledi, hakkımdaki ihbarları işitir oldu, benim adıma ona söyleyiniz ki; başında ki o tacın varlığı bu divite bağlıdır, bu ikisinin iş birliği ve ittifakı istenilen her şeyin bağı ve her türlü ganimetin sebebidir. Bu divitin kapağını kapatırsam onun tacı da yok olur. Eğer bir değişiklik ve tedbire karar verdiyse önce gerekli önlemleri alsın, kapıyı çarpmadan önce başına gelecekleri düşünsün ve dikkatli olsun." olur. Sonrası malum, adamı öldürtürler. Ama Nizamülmülk'ün dediği doğru çıkar. Ülkede kaos başlar. Melikşah'ın ölümünden sonra da devlet zaten yıkılır.

Demek ki neymiş, siyasetname yazmakla siyasi davranmak farklı şeylermiş. Nizamülmülk Sultan'ın cevabına o kadar açık sözlü bir cevap vermeseymiş suikasta kurban gitmeyecekmiş. Ek olarak Sultan'ın eşi Terken Hatun'un Nizamülmülk tarafından veliaht kabul edilmemesi de sonunu hızlandıran bir faktör olmuştur. Eşi üzerinde ciddi bir etkiye sahip olan Terken Hatun Sultan'ı Nizamülmülk'e karşı kışkırtmakta bir beis görmemiş ve sonuç olarak bilge devlet adamı suikasta kurban gitmiştir. Nizamülmülk eğer daha siyasi davransaydı hiç şüphesiz Sultan'ın eleştiri oklarını düşmanları üzerine çevirtmesi işten bile değildi.

Peki en sonunda ne olmuş dersen sevgili okur, Nizamülmülk ölmüş ama devlet ne Melikşah'a ne de Terken Hatun'un oğluna da kalmamış. Yani günün sonunda Nizamülmülk haklı çıkmış, memleket zulm üzere payidar kalamamıştır.

Son söz ve bir yazı dizisinin giriş cümlesi olarak Hz. Ömer'le bitirelim: "Adalet mülkün temelidir".
Siyasetnameler ve günümüz organizasyonlarının küçük ölçekli karşılaştırmasına da gelecek hafta devam edeceğim inş.


Meraklısına not: Gündeme dair bir yazı yazmayacak mısın diyenler  için, işte alın size mis gibi gündem yazısı. Daha apaçık ne yazabilirim ki?!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder