İnsan Kaynakları alanında çalışmak artık bir çok kişinin
hayali.. Hem şirket içerisinde oldukça prestijli bir birim olması nedeniyle hem
de diğer birimlere göre daha az iş yükü olduğunun düşünülmesi nedeniyle genelde
genç yeteneklerin tercih ettikleri bir alan oluyor.
Ben bir İnsan Kaynakları çalışanı olarak öncelikle
ikincisine değinerek bloğumun ilk yazısını yazmak istedim.
Birçok şirkette gerçekten İnsan Kaynakları departmanı daha
stressiz bir alandır fakat bu genel yargı büyük oranda çok kurumsal ve sadece
beyaz yaka alımı yapan şirketler için geçerlidir. Bir satış birimi gibi
üzerlerinde satış ve hedef baskısı yoktur. Bir finans departmanı gibi büyük
meblağları yönetmenin ağırlığı altında ezilmezler, doğrudur. Fakat daha önemli
olan bir işi yürütmekle sorumludurlar: A’dan Z’ye tüm çalışanların motivasyonu
ve şirkete entegre olmalarının sağlanması.
Bunu oluşturmak için bazı İK birimleri toplu etkinlikler
düzenlerler, motivasyon çalışmaları yaparlar. Bazı şirketler bir işveren
markası olmak için çalışanlarının gözünden bir “değer” oluşturmaya çalışırlar.
Bu noktada şirket içi birimlerin çatışan çıkarlarını çözmek
de çok kolay olmaz. Mesela mavi yaka ağırlıklı çalışan bir firmada, özellikle
patron firmasıysa ve şirkete çok ciddi bir kurum kültürü hâkim değilse,
personele yapılacak zamlar bile İK için bir sıkıntı sebebidir. Zira patron
zammı hak eden bir çalışan bulamaz her nedense ve çalışanların da hepsi
kendilerine göre en mükemmel işi başarmışlardır. Bu durumda personele işveren
gözünden bakabilmeyi öğretmek ve patrona da çalışanla empati kurmasını sağlayıp
ara dengeyi oluşturmak hep İK’nın görevidir.
Şimdi gelelim çok iş yükü olmaması meselesine.. Bu anlatılan
durumda bile gerçekten fiziken çok iş yükü yoktur ama psikolojik olarak hep bu
ara buluculuk rolünü üstlenmek İK çalışanları için ciddi bir yorgunluktur.
Günümüz şirketleri de bunu fark etmeye başladıklarından olsa gerek İK
içerisinde bir organizasyonel psikolog bulundurmaya ya da İK çalışanlarını
psikoloji, sosyoloji gibi daha insana dair araştırma alanları olan bölüm
mezunlarından seçmeye başladılar. Ya da mevcut İK çalışanlarına bu yönde
eğitimler vererek en azından onların bu süreçlerle nasıl baş edeceklerini
öğretme yoluna gidiyorlar.
İnsan psikolojisi mayınlı bir arazidir, içerisine girdiğiniz
zaman sizi hangi noktada bir patlamanın beklediğini bilemezsiniz. Hiç
beklemediğiniz bir anda karşınızdakinin bam teline dokunan bir olay ya da soru
duygusal anlamda hem sizin hem de karşınızdakinin duygusal bir patlama
yaşamasına, daha kötüsü bu patlama sonucunda duygusal olarak yaralanmasına
neden olabilir. Kişinin yaşadığı bazı travmaların geri çağrılmasıyla sonuçlanan
durumları olabilir. Dolayısıyla bir İK çalışanı her zaman böylesi bir durumla
aslında karşı karşıyadır ve bunu yönetmek oldukça zordur. Yani her iş yükü
nicel verilerle ölçülemeyebilir.
Bu blogta bundan sonra fırsat buldukça “içeride” neler yaşandığını
anlatmaya çalışacağım. Oldukça zor fakat seven içinse oldukça keyifli bu
bölümün neler yaptığını merak edenlere belki bir nebze cevap olabilirim.
Hoş geldiniz J

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder